
İnsanlar tarih öncesi çağlardan beri mutluluğu çeşitli şekillerde tanımladı. Her dönemde bu tanım ihtiyaçlara göre oldukça büyük değişimler gösterdi. Teknolojiyle tanışana kadar insanlar için en büyük mutluluk sığınacak bir ev ve karnını doyurabileceği kadar yiyecek anlamına geliyordu. İlk insandan bu yana mutluluğa ulaşmak oldukça zorlaştı. Çünkü insanlar etrafındaki olayların farkına vardıkça mutlu olmak için ona ulaşmanın gerekliliğini düşünüyordu. İnsanın hayallerine ulaşamaması ise mutsuzluk anlamına geliyordu. Tabi ki bu şekilde düşünmeyen insanlarda var olmakla birlikte, oldukça azınlıktaydı.
Günümüz insanı mutluluğu bir hedef olarak görüyor. Mutlu olmak için hep önüne bir engel koyuyor. Bu engelleri aştıkça aklından yeni engeller üretiyor, kendince yeni hedefler belirliyor.
Küçüklüğümüzde hepimizin hayalleri olmuştur. En büyüğü ise büyüyüp liseye gitmektir. Zaman geçer o çocuk büyür ve liseye başlar ama bu sefer 18 yaşına girmeyi hayaller, çünkü o zaman her şey çok güzel olacaktır. 18 yaşına girilir, bu sefer üniversite telaşı başlar. Üniversiteye girerse bütün hayalleri olacaktır. Genç üniversiteye girer ama bu kez de üniversitenin bitimine kadar erteler mutluluğu. Çünkü dersler ağırdır ve okul bitmeden hiçbir şey yapamayacaktır. Okul biter ama bu seferde iş bulmak gerekmektedir. Zaten iş bulsa her şey çok güzel olacaktır. Aradan belli bir zaman geçer ve iş bulunur. Çalışmaya başlar ama yaş artık geçmiştir ve evlenmek yuva kurmak gerekmektedir. Bir karşı cinse aşık olunur ve evlilik yapılır. Genç artık delikanlılığı üzerinden atmıştır. Ve artık evlidir. Ve evlilik sorumluluk gerektirir. Önce evin ekonomik durumu ayarlanacak sonra ise her şey yoluna girecektir. Derken çocuk olur. Çocuğun masrafları baş gösterir. Ve sonra mutluluk çocuğun okula gitmesine kadar ertelenir. Nitekim zaman çok hızlı geçer ve çocuk okula başlar. Hele bir ilk okulu bitsin hele bir lisesi bitsin laflarıyla mutluluk günü yine tehir eder. Çocuk artık delikanlı olmuş üniversiteyi bile bitirmiştir ama hala bekardır. Evlendikten sonra her şey güzel olacaktır. Çocuk büyür, evlenir, onunda çocukları olur. Ama siz bir bakarsınız (60 yaşına kadar yaşayabilen şanslılar arasında olmuşsanız) yaş geçmiş ve hep mutluluğu ertelemişsiniz. Koca bir hayatı heba etmişsiniz. Bu dakikadan sonra geri dönüşünün olmadığını anlamışsınızdır. “Keşke”lerle başlarsınız konuşmanıza ve onunla bitirirsiniz. Ne acı değil mi ? Çoğumuz aslında bunu yapmıyor muyuz? Ellerimizden su gibi akıp giderken hayat, mutluluğumuzu ertelemiyor muyuz? Peki hatayı nerde yapıyoruz diyeceksiniz? Mutluluğu varılacak bir hedef olarak görmek yaptığımız en büyük yanlış. Mutluluk varılacak bir liman değil her yerde yanımızda bulundurmamız gereken bir haritadır. Mutluluk her daim yanı başımızda olmalıdır. Mutluluk eldekilerle yetinme sanatıdır. O halde bırakın önünüze hedefler koymayı, elinizdeki materyalleri iyi değerlendirip onunla yetinmeyi bilin. Hayatı engelsiz yaşayın.
|